İnsanlar kaybetmekten hoşlanmazlar, bunu hepimiz biliyoruz. Buradaki esas soru ne kadar nefret ettikleri. Sahi bunu ölçmenin bir yolu var mı?

Şimdi sizinle bir oyun oynayalım. Yazı tura atacağız, kazanırsanız 750 lira alacaksınız, kaybederseniz 500 lira vereceksiniz. Eğer siz de diğer insanlar gibi düşünüyorsanız böyle bir oyunu oynamak istemezsiniz, ama neden? İstatistiki olarak bu oyunun finansal getirisi %50 daha yüksek. Mantıklı düşünürseniz iyi bir teklif gibi duruyor.

Tahmin ettiğiniz gibi mantığınızla değil duygularınızla karar veriyorsunuz ve 500 lira kaybetmenin üzüntüsü 750 lira kazanmanın sevincinden çok daha güçlü bir duygu. Yapılan araştırmalar buradaki oranın 1 e 2 olduğunu gösteriyor, yani 1.000 liralık kazanç 500 liralık kayba eşit.

Bu durum günlük hayatımızı iki şekilde etkiliyor; Birincisi risk almaktan çekindiğimiz için kaçırdığımız fırsatlar; yeni bir iş teklifini geri çevirmek gibi.

İkincisi ise çok da iyi olmayan bir teklifi elden kaçırmamak için kabul etmek. Sınırlı süreli indirimler, stokta kalan son ürünler, tüm bunlar kayıptan kaçınma içgüdümüzden yararlanmak için kullanılan pazarlama stratejileri.

Öyleyse ne yapmalı? Bir karar verirken bu kararın bizim için faydasını sakince düşünmeliyiz. Eskilerin tabiriyle “bir gece üzerine yatmalı”.